Batı merkezli dayatmaya karşı yeni bir ekosistem oluşuyor
Gazeteci yazar Ersin Çelik, dizi ve sinema sektöründeki tekelleşmeye değiniyor ve sektörün kültürel ve politik boyutlarını mercek altına alıyor. Kültürel iktidarın el değiştirmekte olduğunu aktaran Çelik, bugüne kadar sektör üzerinde hâkimiyet kuran grupların sorgulanmasının büyük bir kırılma olduğunu belirtiyor.
Bununla birlikte, geleneksel kültürel iktidarın zayıflamasıyla birlikte dindar kesimden gelen gençlerin sinema, tiyatro ve medya gibi alanlara daha fazla ilgi göstermeye başladığını belirtiyor. Netflix ve Batı merkezli kültürel içeriklerin dayattığı yaşam tarzına karşı, yeni bir ekosistemin oluştuğunu ifade eden yazar, bu değişimin sektörün geleceğini derinden etkileyeceğini belirtiyor.
Toplum yabancı kültürel akımlara maruz kalıyor
Gazeteci yazar İsmail Kılıçarslan, kültürün devasa bir sektör olduğunu ancak Türkiye’nin dizi dışında ihraç edilebilir kültürel bir üretime sahip olmadığını vurguluyor. Kitap, müzik, sinema ve diğer sanat dallarında yetersiz üretim yapıldığı için Türkiye’nin kültürel anlamda "belirlenen" konumunda kaldığını belirtiyor. Netflix, K-POP ve benzeri kültürel akımların eleştirilmesinin tek başına bir çözüm olmadığını, asıl mücadelenin yerli ve güçlü bir kültürel endüstri oluşturarak verilmesi gerektiğini belirtiyor. Kültürel üretim eksikliği nedeniyle gençlerin ve toplumun yabancı kültürel akımlara maruz kaldığını ifade eden Kılıçarslan, Türkiye’nin bu durumu aşabilmesi için kendi kültürünü bir endüstri haline getirmesi gerektiğini söylüyor.
Kılıçarslan, kültürün bir endüstri olarak ele alınmadığını, yetenekli kişilerin dışlandığını ve fon eksikliği nedeniyle bağımsız üretimin zayıf kaldığını söylüyor. Çözüm olarak ise sivil girişimlerin desteklenmesi, bağımsız kültür fonlarının oluşturulması ve kültür-sanat alanına yatırım yapacak endüstri temsilcilerinin teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Ülkemiz kültürel ve ahlaki bir erozyona sürükleniyor
Prof. Dr. Sami Şener, toplumsal yapımızın dış etkilere maruz kaldığını ve kültürel bağımsızlığımızın tehdit altında olduğunu söylüyor. Şener, özellikle sosyal medya, sanal kumar, cinsellik odaklı reklamlar ve popüler kültürün gençler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor.
Kültürel ve entelektüel gelişim yerine yüzeysel bir yaşam tarzının teşvik edildiğini ifade eden Şener, devlet kurumlarının ve bürokratların bu tehditlere karşı tedbir alması gerektiğini söylüyor.
Türkiye’nin kendi kültürel modelini oluşturması şart
Aylık Baran Dergisi yayın kurulu üyesi ve yazarı Ömer Emre Akcebe, Türkiye’nin kültür meselesine temas ediyor. 90 yıldır kültür davasının hakkıyla hesaba çekilmediğini ve bu nedenle içtimaî çürümenin olduğunu belirten Akcebe, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefiyle yola çıkan aydın(!) kesimin, kültür inşası yerine Batı taklitçiliğine yöneldiğini, bugün toplumda ahlâkın mevzu bile edilmediğini, bunun sonucunda ise cinayetlerden yolsuzluklara, hayâsızlıktan hırsızlığa kadar pek çok kötülüğün doğduğunu ifade ediyor.
Tanzimat’tan bu yana kültür meselesinin çözüm üreten bir dünya görüşüne bağlanmadığını söyleyen Akcebe, yaşanan tüm bozulmaların temelinde şuur süzgecinin iğdiş edilmesinin yattığını, materyalist ve hedonist anlayışın hâkim olduğu, Batı ve Batıcıların inşa ettiği bu kültür ortamında, cemiyet anlayışının yok olup, fertlerin başına buyruk hareket eden yığına dönüştüğünü ifade ediyor.
Dil, ahlâk ve sanatın yozlaştırıldığını, cemiyetin ruhunu ve değerlerini kaybettiğini belirten Akcebe, bu durumun İslâm’a muhatap bir anlayış ile çözülmesi gerektiğini ifade ediyor. Büyük Doğu-İbda fikriyatı çerçevesinde, anlayışın, ahlâkın, sanatın ve dilin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Kültürün; topluluğun maneviyatını meydana getiren gelenek, fikir, yaşayış, sanat varlıklarının bütünü, toplumun anlayış, fikir birliğini meydana getiren gelenek durumundaki her türlü yaşayış, davranış, tefekkür, dil, sanat varlıklarının tümü, insanın tabiî ve içtimaî çevresine hâkimiyetinin ölçüsünü gösteren vasıtaların tamamı olduğunu dile getiren Akcebe, kültürü meydana getiren unsurların da anlayış, ahlâk, davranış, tavır, tutum, dil, fikir, sanat olduğunu söylüyor.
Akcebe Türkiye’nin ya İslâm kültürüne sarılarak kendi kimliğini inşa edeceğini ya da bu kültürel felaketlerle yaşamaya alışacağını ikaz ediyor.
Baran Dergisi