Ömrünü Atatürkçülük kisvesi altında seküler ve materyalist bir hayat anlayışına adamış; dini, camiyi, imanı ve Müslümanları küçümseyen açıklamalarıyla gündeme gelen Volkan Konak, hayatını kaybetti.
Hayatını İslâm dışı bir ideolojinin savunuculuğuna vakfetmiş bir isim, yine bir camiden kaldırılacak.
Peki bu nasıl bir tezattır? Yıllarca “yakılmak istiyorum, küllerim Karadeniz’e savrulsun” diyen bir insan, nasıl olur da bir camiden, imam eşliğinde ve cemaatle birlikte “Müslüman” muamelesiyle uğurlanır?
Camiler Neden Bu Gösterilere Alet Ediliyor?
Volkan Konak gibi sanat ve medya çevrelerinde sıkça rastlanan bir tipolojiyle karşı karşıyayız: Hayattayken İslâm’a hakaret eden, camilere saldıran, Allah ve Peygamber adını anmaktan imtina eden, laiklik adına her türlü dejenerasyonu savunan bu insanlar, öldüklerinde “büyük sanatçı” kisvesiyle camilerden uğurlanıyor. Bir Müslüman gibi veda ediliyor...
Bu ikiyüzlü tiyatro, yalnızca İslâm’a hakareti meşrulaştırmakla kalmıyor; Müslüman halkın inanç değerleriyle de alay ediyor. Sanki mesele yalnızca bir cenaze töreniymiş gibi, inançsızlıkla yoğrulmuş bir ömrün üzerine dua okunuyor, helallik isteniyor, rahmet dileniyor.
İnançsız hayatlar ardından “rahmet dilemek”, artık toplumsal bir alışkanlığa dönüştü, bir moda halini aldı. Ölümle birlikte her şeyin affedildiği yanılgısı, seküler kültürün yeni normu hâline geliyor.
Bu noktada sorulması gereken soru şu: Diyanet, bu tür cenazelere izin vererek, camileri bu sahte veda gösterilerine açarak neyi meşrulaştırıyor? Toplumda İslâmî hassasiyet yokmuş gibi davranmak, seküler ve inançsız hayat tarzını “normal” göstermek değil midir bu?
Volkan Konak’ın cenazesi vesilesiyle bir kez daha gördük ki bu ülkede dinî semboller, yalnızca göstermelik bir ritüel olarak kullanılıyor.
Son nefesine kadar İslâm’a cephe almış bir insanın camiden kaldırılması, İslâm’ın izzetine hakaret değil de nedir?