Doç. Dr. Christos Teazis Kimdir?

Christos Teazis 1975’te Atina’da doğdu. Pantion Üniversitesi Kamu Yönetimi’nden mezun olduktan sonra, yüksek lisans eğitimini “MHP ve MHP’de Devlet Bahçeli Dönemi” konulu teziyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı. Doktorasını Adana Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı. Doktorasını “Adalet ve Kalkınma Partisi: Türkiye’de Ekonomi ve Siyasetin Dönüşümü” konulu teziyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı. Burada doçent olarak görev yapmakta…

Geçmişten günümüze Ak Parti’yi yorumlayabilir misiniz? Veya sizin tabiriniz olan “İkincilerin Cumhuriyeti”nden ne anlamamız gerekiyor?

Şuradan başlayalım...1920’deki Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yer alan iki tane grup vardı. CHP’nin ideolojik çekirdeğini oluşturduğu birinci grup, cumhuriyetin ilk yıllarında kırmızı çizgilerini şekillendirdi. Bu grubun Avrupa değerlerine çok yakın durduğunu söyleyebilirim. Onun için o dönemin kırmızı çizgilerine bakıldığında lâiklik ilkesinin ne kadar çok vurgulandığı gözükür. Lâiklik ilkesi Fransız modelidir; peki bu nasıl bir pratikle uygulanıyordu? O zamanlar “İslâmcılığın” (Müslümanlığın) vecibelerini yerine getirmek istersen özel alanda yerine getirebilirdin. Fakat kamusal alana çıktığında Cumhuriyetin temsil ettiği değerler çerçevesinde hareket etmek zorundaydın. Birinci grubun ruhu laiklik ilkesinde vücud bulmuştur. İkinci grup ise cumhuriyetin kurucu felsefesine muhalifti; dolayısıyla birinci grubun da karşısındaydı. İkinci grup daha çok Amerikan değerlerine yakın duruyordu. Bakın Amerikancı demiyorum, Amerika’nın değerleri diyorum. Bir örnek vereyim. İkinci gruba liderlik edenlerden bir tanesi Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Ulaş’tır. Hüseyin Avni Amerikan değerlerini tertipleyip ikinci gruba dayattı, bir nevi Batılılaştırdı. Benim tabirime göre biraz Amerikalılaştırdı. Mesela; halifelik kavramı yerine “Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin.” dedi... İslâmî değerlerin toplumda egemen olması yerine “din ve vicdan özgürlükleri” söylemini öne çıkardı. Hüseyin Avni Ulaş neden önemli, çünkü Cumhuriyet kurulduktan sonra Mustafa Kemal’e muhalif olan partilerin siyasi programlarını hazırlayan kişi oydu. Son örnek olarak Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkınma Partisi’nin kurucu üyelerinden biri de Avni Ulaş’tı. Programa baktığınızda ekonomik olarak liberalizmden yanaydı. Ve siyasi sistem olarak cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin söylemi programında yer almıştı. İkinci Grubun ruhu zamanla Milli Görüş ideolojisine büründü. Zaten 70’li yıllara baktığınızda Necmettin Erbakan “Türkiye’ye Başkanlık sisteminin gelmesi lâzımdır.” Diyordu aslında Erbakan Refah Partisinin 4. Büyük Kongresinde.

Peki İkinci Grub dediğiniz grubun anlayışı-zihniyeti nasıl oluştu?

İkinci grup zihniyeti yenilikçilik hareketi ile ortaya çıktı. Yenilikçilik ne anlama geliyor? Kitabımda belirttiğim gibi “Yenilikçilik anlayışı iki temel öğeden oluşmaktadır. Birincisi, esas düşünceleri, Milli Görüş ideolojisini sürdürerek kitlesellik özelliği kazanmaktır. İkincisi, bunu başarabilmek girişilecek bir uluslararası çabada kendisini gösterir.” Aslında dünyanın gerçekleriyle yüzleşmek… Onun için yenilikçilik hareketi, neo liberalizmin ruhunu özümseyerek ortaya çıktı. İlk yenilikçi hareket 1978 yılında MSP kongresinde yüz tutmaya başladı. Korkut Özal, yenilikçi kanatı temsil ederek MSP’den ayrılıyor ve Turgut Özal ile birlikte Anavatan Partisi kuruluyor. Akabinde altı ay içerisinde iktidara geliyor. İkinci yenilikçi hareket ise Recep Tayyip Erdoğan ile oluyor. Erbakan gelenekçiliği temsil ederken, Erdoğan, Gül vs. yenilikçileri temsil ederek Fazilet Partisi’nden ayrılıyorlar ve Adalet ve Kalkınma Partisi kuruluyor. 3 Kasım 2002 seçimlerinde ise Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidara geliyor. 2002 yılından beri İkinci Grubun ruhu Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla, yeni Türkiye’nin yeni kırmızı çizgileri şekillendiriliyor.

Söz ettiğiniz kırmızı çizgileri kısaca bahseder misiniz?

Şöyle ki, Avrupa zihniyetinden ve siyasî anlayışından beslenen Parlamenter rejimden ve çok partili sistemden, Amerika zihniyetine ve siyasî anlayışına yakın Başkanlık sisteme, yani Cumhuriyetçi-Demokratlar benzeri iki eğilime doğru ülkenin yol aldığı bir gidişat var.  Aslında iki eğilimin sosyolojik temelleri henüz çok yakın bir zaman önce 31 Mart seçimlerinde atıldı. 31 Mart gecesi Türkiye haritası baktığımızda gördüğümüz şey şuydu, Demokratlar büyükşehirleri almışlar Cumhuriyetçiler ise kırda öndeydiler.

Sizce ittifaklar iki partili sistemin habercileri mi?

Aynen dediğiniz gibi, “Cumhur” ittifakı aslında Cumhuriyetçilerdir, “Millet ittifakı” ise zaman ile Demokratlar olarak adlandırılacaktır. Değinmek istediğim bir nokta var. İki partili sistem Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucu felsefesinin içinden çıkacak.

Peki ana muhalefet partisi olan CHP ne olacak?

Cumhuriyetin yıllarında, 1923’deki kırmızı çizgileri şekillendiren CHP, devlet partisi konumundaydı. Artık CHP’nin yerine, son cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra,  AK parti devlet partisi konumuna geçti. Eskiden nasıl ki siyaset, CHP’nin kırmızı çizgilerine göre yürütülmüşse, şimdi yeni dönemde siyaset AK Parti’nin çizdiği kırmızı çizgilere göre yürütülmek zorunda.

AK Parti’nin CHP’nin yerini aldığını, artık devlet partisine dönüştüğünü söylediniz. Bu iki parti arasında benzerlik var mı sizce?

Sorunuz için çok teşekkür ediyorum, önemli bir soru. Cevabım ise “evet var”. “Yöntemsel parallellik” var. CHP’nin 1923’te Cumhuriyet’i kurmak için kullanmış olduğu metodların aynılarını AK Parti kullanıyor. Bir örnek vereyim. Laiklik ilkesi önce CHF tüzüğünde yer almıştır. 1937 yılında ise Anayasa’da madde olarak yer verilmek suretiyle devletin “vazgeçilmez” bir unsuru haline gelmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisinin rabiası olan “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” sloganının da bu dönemde Adalet ve Kalkınma Partisinin programında yer alması ve yapılacak yeni Anayasaya dair yaşanan tartışmalarda madde olarak konulmasının konuşulması, “yöntemsel parallelik” olduğunun açık bir göstergesidir.

Laiklik konusunda bir dönüşüm görüyor musunuz?

Evet, laiklikteki dönüşüm aslında ikinci kırımızı çizgi diyebiliriz. Şöyle ki laiklik 19. yüzyıl pozitivizminin ilerlemeci anlayışına dayanmaktadır. Bir başka deyişle 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nde uygulanmış olan Avrupa aydınlanma (Fransa) tipinin önemli özelliklerinden biri de toplum üstü olmasıdır. Bu prensipler toplum üstüdür ve bütün sosyo-ekonomik ve sosyo-politik kurumların toplum mühendisliği yoluyla dizayn edilmesi toplum değil devlet tarafından gerçekleştirilmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nde ise laiklik ilkesinin muhtevası dönüştürülerek Avrupa (Fransa) laiklik  modelinden Amerika tipi sekülerleşme modeline yönelindiğini görüyoruz. En temel özelliği referans noktasının toplum olmasıdır: Toplum, devletten üstündür ve devletin bütün kurumları topluma göre şekillendirilmek durumundadır. Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde, daha önce özel alanda saklanan İslami anlayış, kamusal alanda görünürlük kazandıkça dünyevileşiyor/protestanlaşıyor.

Yakın dönemde bir örnek verebilir misiniz?

Pandemi sürecinde Cuma namazından örnek verebilirim. Cuma namazında insanlar sosyal mesafe kurallarına uyarak saf tutuyor, namaz kılıyor. Bu her ne kadar bir dayatma olsa da, İslâm’ın ümmeti kaynaştıran ruhunu parçalayan bir hareket olarak insanların camide dahi bireyselleşmeye başlayabileceğini gösteriyor.

Bitirirken gelecek dönem ile ilgili söylemek istediğiniz bir şey olup olmadığını sormak istiyorum.

Benim için Türk siyasî hayatına damga vuracak gelişmeler, yeni Anayasa tartışmaları olacak. Bu tartışmalarla birlikte Amerika tipi bir başkanlık sistemi ile Türkiye’nin yoluna devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü mevcut sistem bir ara dönemdir.

Teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Aylık Dergisi 195. Sayı, Aralık 2020