Benim fikrime göre din ve vicdan özgürlükleri yeni anayasada yer alabilir. Yani illa laikliğin kaldırılmasına gerek yok. Bu bağlamda, laikliğin uygulama alanının genişletilmesi şeklinde ifade edilebilir. CHP'nin uyguladığı model aslında Fransa modeliydi; AK Parti ise Amerikan sekülerizm modelini benimsedi. Aslında, uygulamaya baktığımızda iki parti laiklik konusunda birbirlerini tamamlıyor.

2020 yılında sizlerle yine bu dergide röportaj yapmıştık. O zaman, “Benim için Türk siyasi hayatına damga vuracak gelişmeler, yeni anayasa tartışmaları olacak. Bu tartışmalarla birlikte Amerika tipi başkanlık sistemi ile Türkiye’nin yoluna devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü mevcut sistem bir ara dönemdir ve bununla hareket alanı kısıtlıdır.” diye bir öngörüde bulunmuştunuz. Günümüzde ise yeni anayasa ile ilgili çalışmalar olduğu iddia ediliyor. Bu hususta neler söylemek istersiniz?

Benim için Türk siyasi hayatına damga vuracak gelişmeler, yeni anayasa tartışmaları olacak. Bu tartışmalarla birlikte Amerika tipi başkanlık sistemi ile Türkiye’nin yoluna devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü mevcut sistem bir ara dönemdir ve bununla hareket alanı kısıtlıdır.

Bildiğiniz gibi 16 Nisan 2017 Türkiye’de bir referandum düzenlendi. Sonuçlara göre Türk halkının yüzde 51’i Başkanlık Sistemi’ne “evet” dedi. Fakat ondan sonra hayata geçirildiği sistem Başkanlık değil, Cumhurbaşkanı hükümet sistemi oldu. Başkanlık Sistemi zaten faal olamadı. Bu bağlamda ben bu sistemi ara dönem olarak görüyorum.

Yeni Anayasa, sizce nasıl bir anayasa olacak veya özellikleri ne olacak?

Önce bu yeni Anayasanın ruhundan bahsetmemiz gerekiyor. Yeni Anayasanın ruhunu daha iyi kavrayabilmemiz için 1920'deki Birinci Büyük Millet Meclis’ine gitmemiz lazım. Orada iki grup vardı: 1. ve 2. Grup. 1. Grubun ideolojisi, CHP'nin ideolojik çekirdeğini oluşturmuş ve 1923 Türkiye'sinin kurucu felsefesini şekillendirmişti. Bu kurucu felsefenin hukuki teminatı 1924 Anayasası'ydı. 1924 Anayasası'nda yer alan parlamenter rejim, çok partili sistem ve laiklik ilkesi Türkiye siyasetinde bu kırmızı çizgiler üzerinde yürütüldü. 2. Grubu ele aldığımızda, bu grubun zihniyetini aslında 1921 Anayasası yansıtır. 1921 Anayasası'nın özellikleri nelerdir? 1. Maddeye göre egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Devam ediyor ve diyor ki halk kendi kaderini tayin eder. Bana Woodrow Wilson'un ilkelerini hatırlatıyor. Unutulmamalı ki 2. Grubun liderlerinden olan Hüseyin Avni Ulaş, Woodrow Wilson ilkeleri cemiyeti üyesiydi. Ayrıca yerel yönetimlere önem veriyordu ve ilgimi çeken bir diğer nokta kısa olmasıdır. AK Parti'nin zihniyeti 2. Gruptan beslendiğine göre, benim düşünceme göre yeni anayasanın ruhu 1921 Anayasası olacaktır.

1921 Anayasasının 2. Maddesine göre “Türkiye Devletinin dini İslam’dır” diye yazıyor. Onu nasıl yorumlarsınız?

Aslında bu maddede sorulması gereken şey şu: Nasıl bir İslam, muhtevası ne? Eğer 1. BMM ve bünyesinde gelişen 1. ve 2. Grup tartışmaları gerçekleşmemiş olsaydı, o zaman evet, 2. Maddede bahsedilen Osmanlı dönemindeki bir İslam anlayışı olabilirdi. Öyle bir durum olmadığına göre, benim düşünceme göre bu, Amerikanvari, seküler bir İslam anlayışıdır.

1924 Anayasası iki temel ilkeye dayanarak hazırlanmıştır; biri laiklik. Peki Türkiye'de nasıl uygulandı? Devletin kamusal alanda, dinin yeri yoktur. Böylece özel alanda saklanan bir İslami anlayış söz konusudur. AK Parti iktidara geldiğinde, özel alanda saklanan İslami anlayış kamusal alana dökülmeye başladı ve görünürlük kazandıkça dünyevileşiyordu. Başka bir deyişle, kapitalizmin protestan zihniyetiyle etkileşime girerek İslam, bir protestanlaşma sürecine girdiğini söyleyebiliriz. Bu dönüşümü daha iyi anlayabilmemiz için güncel hayattan bazı örnekler vermek isterim. Örneğin, biri mahkemeye gittiğinde karşısında bir başörtülü savcı ve hâkim çıkıyor, başörtülü üniversite hocası, devlet memuru, polis, asker var. Artık hangi laiklikten bahsediyoruz? Artık bir dönüşüm söz konusu ve bu dönüşüm yeni anayasaya yansıtılmalı. Benim fikrime göre din ve vicdan özgürlükleri yeni anayasada yer alabilir. Yani illa laikliğin kaldırılmasına gerek yok. Bu bağlamda, laikliğin uygulama alanının genişletilmesi şeklinde ifade edilebilir. CHP'nin uyguladığı model aslında Fransa modeliydi; AK Parti ise Amerikan sekülerizm modelini benimsedi. Aslında, uygulamaya baktığımızda iki parti laiklik konusunda birbirlerini tamamlıyor.

Son dönemde ilk dört madde üzerine tartışmalar söz konusu. Bu hususta neler söylemek istersiniz?

Türkiye'de bir dönüşüm söz konusu. Bu dönüşümün yansıtılması gerekiyor. Nasıl mı? Öncelikle daha önce ifade ettiğim gibi, laikliğin yeniden tanımlanması gerekiyor ve din ile vicdan özgürlükleri ilkesinin konulması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, özellikle ilk üç maddenin başka bir özelliği daha vardır. Hep 'Türkiye Devleti' ibaresi kullanılır. Bu ibare, aslında 1924 Anayasası'na göre Türkiye'nin sosyoekonomik ve siyopolitik kurumlarının devletten beslendiğini, hatta başka bir deyişle, devletin toplumdan üstün olduğunu gösterir. Artık bu anlayış tamamen değişti ve belirleyici aktör artık insanlar ve toplum. Bence bu dönüşüm yeni anayasada yansıtılmalı. Aslında bu dönüşüm güncel hayattan örnekler verilerek daha iyi anlaşılabilir. Mahkemede bir işiniz olduğunda karşınıza başörtülü savcı ve hâkim çıkabilir, başörtülü polisler, askerler, öğretmenler veya üniversite hocaları ve devlet memurları var. Hatta 2021 yılında Danıştay'ın 12. Dairesi'nin aldığı karara göre kamuda sakal artık serbest...

Yeni anayasa tartışmaları başladığında, rejim tartışmaları da beraberinde gelecek ve iki partili sistem şekillenmeye başlayacak. Altını çizmek istediğim önemli bir nokta var. Nasıl ki Demokrat Parti Lideri Adnan Menderes, CHP içinden çıkmışsa, benzer bir şekilde iki partili sistem, AK Partinin kurucu felsefesinden çıkacak. Mecliste yer alan partiler bir bölünme sürecine girecek ve sonuç olarak yeni bir statüko üzerinde iki partili sistem (Cumhuriyetçiler ve Demokratlar) kemikleşmiş olacak.

İki parti AK Parti'nin kurucu felsefesinden çıkacak. Ancak Cumhuriyetçi kanat görünümde 'muhafazakâr' olacak, yani 1924 Anayasası'nın ilk dört maddesini 'muhafaza' ederken, demokrat kanat aslında bu toplumsal dönüşümü 1921 Anayasası'nın ruhuna uygun olarak şekillendirecek.

Yeni Anayasa için referanduma gidilmeli mi?

Önceki röportajda, Hüseyin Avni Ulaş'ın 2. Grubun programını Batılılaştırdığını ya da Amerikanvari bir programa dönüştürdüğünü belirttim. Mesela, Halife yerine Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesini ve İslam değerlerinin toplumda egemen olması yerine Din ve Vicdan Özgürlükleri ilkesini öne çıkardı. Şimdi, Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi, 21 Ekim 2007 referandumu ile Anayasa'nın 101. maddesi olarak kabul edildi. Bence Hüseyin Avni Ulaş'ın Din ve Vicdan Özgürlükleri ilkesi de referandum ile Anayasa'ya girmesi gerektiğini düşünüyorum, Anayasa meclisten geçse bile. Ayrıca Yeni Türkiye tabirine göre, bu 'İkincilerin Cumhuriyeti' olarak resmileşmiş olacaktır.

Teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Aylık Baran Dergisi 35. Sayı Ocak 2025