Geçtiğimiz ay Afganistan İslâm Emirliği’ndeydiniz. Oradaki tecrübeleriniz neler oldu? Taliban rejimini nasıl buldunuz? Devrimden bu yana ülkede neler değişti?
Taliban rejimi, İslâm şeriatını herhangi bir esnetme yapmadan Afganistan'da uygulamaya çalışan bir örgüt tarafından kurulmuş ve Afganistan tarihinde ilk defa bütün topraklara hâkim olabilmiş bir rejimdir. Tarih boyunca bu başarıya ulaşamamış önceki imparatorluklardan farklı olarak, Taliban rejimi ülke genelinde geniş bir kontrol sağlamıştır. Devrimden bu yana, özellikle güvenlik alanında inanılmaz bir ilerleme kaydedilmiş; uyuşturucu bağımlısı nüfusun oranı büyük ölçüde azaltılmış ve daha önce girilemeyen mahalleler kontrol altına alınarak suç oranı önemli ölçüde düşürülmüştür. Önceden Kabil'de geceleri binlerce olay yaşanırken, Taliban döneminde bu sayı gecede 3-4 olaya kadar inmiştir. Ekonomik nedenlerle Taliban'a muhalif olan kişiler bile güvenlikteki bu iyileşmeyi kabul etmektedir. Bununla birlikte, cumhuriyet döneminde var olan yatırımların ve insanî yardım faaliyeti gösteren uluslararası kurumların ülkedeki faaliyetlerini durdurması, idarî ve ekonomik sıkıntılara yol açmıştır.
Ülkenin yeniden imarı noktasında gelişmeler neler? On yıllarca süren savaşların enkazı ne kadar temizlendi ve ne kadarı toparlanabildi?
Ülkenin savaş sonrası toparlanmasında en başarılı olduğu alan, güvenlik ve asayişin tesisi olmuştur. Hatta böylesi bir başarı başka idarelerde pek mümkün olmayabilir. Bu kadar uzun süre savaşta kalmış bir coğrafyada, farklı etnik grupların bir arada yaşadığı bir yerde, bu ekonomik durumda asayişin bu kadar hızlı sağlanması kolay bir iş değil. Türkiye'nin herhangi bir kenar mahallesi, orada gördüğüm bir kenar mahalleden 100 kat daha tehlikeli diyebilirim. İnsanlar, suç işlemeleri halinde hiçbir geciktirme olmayacağını ve cezalarını hızla alacaklarının şuuruyla birbirlerine büyük saygı gösteriyor.
Altyapı hizmetleri yeterince toparlanabilmiş değil. Tarih boyunca Afganistan, doğru düzgün bir altyapı inşası görmemiş maalesef. Çünkü tarihin büyük bir kısmı savaşlarla geçmiş. Savaşlar çoğunlukla şehir dışlarında ve dağlık arazilerde yaşandığı için, şehirlerde büyük yıkımlar görülmüyor. Ancak tarihî binaların çoğu ayakta kalmamış, yerine replikaları inşa edilmiş.
Batı ülkelerindeki gibi altyapı hizmetlerine henüz ulaşılabilmiş değil; elektrik gün içinde birkaç kez kesilirken, gece boyunca kesintisiz veriliyor. Kanalizasyon hizmetleri yetersiz; bazı mahalleler iyi durumdayken bazıları kötü. Son bilgilere göre, Taliban özellikle altyapıyı iyileştirmek için bir seferberlik başlatmış. Biz gördüğümüzde Kabil'i gezerken buna dair inşaatları gözlemledik fazlaca.
Afganistan’da nizam tatbik edilirken halktan herhangi bir isyan, memnuniyetsizlik gibi serzenişler oluyor mu?
Afganistan gerçekten de yüzde 99,7 Müslüman olan bir ülke ve bu Müslümanlıkları içerisinde de bizim gibi bir mezhep ayrımı söz konusu değil. Yani orada herkes Hanefi Maturidi. Hatta Hanefi Maturidilik konusunda o kadar radikaller ki, orada bir camide bir Şafii namaz kılsa ters ters bakarlar. Bunu normal karşılamazlar. Dolayısıyla bir olmayı ve “emîrü’l-mü’minîn” adı altında var olmayı gerçekten önemli addediyorlar. Fakat bu -kanaatimce- İslâm'la beraber bu insanlara gelmiş olan bir şey değil. Hatta ben öyle düşünüyorum ki bir şekilde bu insanların hayatından İslâm çıksa yine aynı yaşadıkları gibi yaşarlar. Yani İslâm kültürlerine zaten işlemiş ve kendilerini zaten bununla beraber var görüyorlar. O yüzden var olan yönetime yani İslâm içerisinde “şu içtihatları doğru değil, şurada muhalefet ediyorum” gibi görüşler tabii ki olabilir ama yönetime toptan uygulanan şeriat ahkamına karşı muhalefeti yaygın olarak görebilmek mümkün değil. Oradaki muhalefet daha çok ekonomik vaziyetler yüzünden yapılıyor. Cumhuriyet devrinde ekonominin ve işsizliğin, alım gücünün daha iyi olduğuna dair gelişen bir muhalefet var. Nitekim zaten orada var olan şeriat ahkamına karşı bir pozisyonda olan insanların gruplaşması yahut seslerini çıkarması veya duyurması zaten mümkün değil. Zira bu Müslümanlar için orada bir fitne olarak görülecektir ve önü zaten kesilecektir. Özellikle Suudi Arabistan merkezli orada Vehhabi görüşü yaymaya çalışan ve cemaat elde eden birtakım isimlerin geçtiğimiz senelerde görevlerinden uzaklaştırıldıkları ve bunun cezasını çektiklerini biliyoruz. Dolayısıyla Müslümanlar arasında zaten böyle bir husus mümkün değil. Bu insanların emîrü’l-mü’minîni var ve ona itaatte çok sert ve keskinler.
Peki, orada gözlemleyebildiğin kadarıyla Taliban'ın geleceğe dair vadettikleri neler? Ancak şu anda özellikle Çin ve Batı tarafından alınan yatırımlar, ülke için bir tehdit oluşturabilir. Çünkü bu yatırımlar, günü geldiğinde bu devletlerin talimatıyla geri çekilirse, o devleti ekonomik bir boşluğa düşürebilir ve halkın birbiriyle çatışmasına yol açabilir. Bu tür tehlikelerin ve daha önceki yaşanmış tecrübelerin farkındalar. Kendilerinin de daha önce yaşadıkları bir tecrübe oldu. İktidara geldikleri ilk dönemlerde çok daha sertlerdi, ancak şimdi o sertliği sürdürmüyorlar. Çünkü tecrübe edindiler ve bu tecrübelerle hareket etmeye çalışıyorlar. İşleri de bu tecrübelere uygun politikalarla yürütmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla, Allah'ın izniyle, bu süreçte yani gelişmiş bir devlet olma sürecinde, başlarına talihsiz bir durum gelmeyeceğine de inanıyorum.
Taliban'ın yönetimi ele almasından sonra Afganistan'ın ekonomik durumu nasıl şekillendi? Uluslararası yardımların kesilmesi ve yatırımların çekilmesi ülkeyi nasıl etkiledi?
Ülkenin ekonomik durumu kötü. Alım gücü bir sorun. İşsizlik de öyle. Açlık sınırının altında yaşayan insanların yoğunluğu az değil. Bu, Afganistan için aslında beklenmedik bir tablo değil. Batı’nın yüz yılı aşkın orada uyguladığı savaşın etkisi bu. Nitekim, bahsettiğim gibi, orada insani yardımlar üzerinden yürüyen bir işleyiş vardı. Çünkü çok uzun süredir orada bir devlet kurulamamış ve o toprakların kendi kendine işlemesi sağlanamamıştı. Ancak Taliban'ın zaferiyle beraber, sanki oradaki kurumlar insanî yardım için değil de başka bir şey için varlarmış gibi hepsi oradan çekildi. Örneğin, oradaki pek çok hastane uluslararası insanî yardım kuruluşlarının marifetiyle varlığını sürdürürken, bunlar Taliban’ın gelişiyle çekildi ve bu alanda çok büyük bir boşluk oluştu. Bu boşluk tabii doldurulmaya çalışılıyor. Yapılan yatırımların da buradan çekilmesiyle ekonomi şu anda kötü bir durumda. Ancak Taliban meşruiyetini ve varlığını dünyaya duyurdukça, dünya devletleri bunu kabul etmeye başladıkça, Allah'ın izniyle bu yatırımları geri çekebilecektir. Bununla beraber ekonomisi giderek iyi bir noktaya gidecektir. Benim gözlemlerime göre, ekonomik anlamda 90'larda Türkiye'nin dönem dönem girdiği vaziyetler gibi bir ekonomik yapıya sahip. Dolayısıyla, Türkiye için düşündüğümüzde ne kadar sürede o noktadan bu noktaya geldiğimizi tahayyül ettiğimizde, bu Afganistan için de çok uzun olacak bir süreç olmayacağını düşünüyorum. Ancak genel anlamda ekonomik durumdan bahsedersek, iyi demek doğru olmayacaktır.
Afganistan'da yaşadığınız bir hatıranız var mı?
Şeyh Abdülbaki Hakkani Hazretleri ile görüşmeye gitmiştik. Kendisi şu anda Yükseköğretim Başkanlığı yapıyor. Daha önce Eğitim Bakanlığı görevinde bulunmuş, yani Taliban'ın önde gelen isimlerinden biri. Yaşı oldukça ileri ve sağlık sorunları da var. Biz kendisini ziyarete gittiğimizde öncelikle arabadan indim. Orada bir anda bir adam bana sarıldı, beni sarmaladı, “Hoş geldiniz.” vesaire dedi. Yaklaşık 20 saniye sonra o kişinin Abdülbaki Hakkani olduğunu anladım. Yani bizi kapıda karşılayıp içeriye kadar kendisi eşlik etti. İçeride görüştükten sonra, gece vakti evimize geri dönerken, kapıya kadar yanımızda geldi ve her birimizle tekrar özel olarak sarıldı. Bu kişi, bakan seviyesinde bir insan. Ayrıca böyle bir nezaket göstermese de gayet geçerli mazeretleri var. Tabii bu durum bizi biraz mahcup etti. Çünkü bırakın bakan seviyesindeki bir insanı, Türkiye'deki herhangi bir devlet memurundan asla göremeyeceğimiz bir muameleyi, bizler öyle inanılmaz önemli kişiler olmamamıza rağmen, bizzat bu insanlardan gördük. Bu, benim için çok ibret verici bir olay oldu. Zira bu durumu genel olarak bütün mücahitlerde ve Taliban üyelerinde de gördüm. Yani hayatları boyunca cihat etmelerine ve çok büyük işler başarmalarına rağmen, bu aynı zamanda bu insanları İslâm'a ve İslâm ahlâkına da bir o kadar bağlamış. Halbuki bizde, kanaatimce, bu durum böyle işlemiyor, biraz tersine işliyor. Dolayısıyla, bu insanlar bile bu haldeyken, bizler ya da ben kendim için düşündüm; neyin nefsimi kabarttığını, neyin egomu şişirdiğini? Adam hayatı boyunca cihat etmiş. Biz nefsimizi nereye kabartıyoruz diye düşündüm ve bu insanların tavırları, halleri benim için gerçekten çok ibret verici oldu.
Taliban'ın uygulamaları arasında sizi en çok şaşırtan ve diğer ülkelerden farklı bulduğunuz icraatı hangisi oldu?
En beğendiğim icraatından ziyade, özellikle çok daha farklı ve alışılmamış geldiği, muhtevasında da farklı bir farkındalık barındırdığı için şu dikkatimi çekti: Evli çiftlerin birbirinden ayrılması için büyü yapan kimseleri cezalandırıyorlar. Dolayısıyla bunu ilk duyduğumda, bize çok uzak bir şey olduğu için çok şaşırdım. Halbuki bence bu, şeriat ne diyorsa olduğu gibi uygulamalarıyla beraber bu işi ciddiye aldıklarını ve bu mevzuların ne gibi sıkıntılara yol açabileceğini bilip ona göre davrandıklarını gösteriyor. Örneğin, Türkiye'de yahut diğer ülkelerde sanki varlığı yokmuş, böyle bir şey imkansızmış gibi davranılan, halbuki pek çok insanı etkileyen önemli bir sıkıntı bu. Dolayısıyla, orada bu düşünceye hiç kapılmadan buna karşı harekete geçilmesi beni özellikle çok etkiledi ve üzerine çok tefekkür edilmesi gereken bir politika olduğunu düşünüyorum.
Türkiye ile Afganistan'ı mukayese edersek içtimai ve ahlâkî olarak aralarındaki farklar nelerdir?
Türkiye ile mukayese edersek şunu söyleyebilirim: Peştunlar, özellikle karakter ve yaşayış olarak Kürtlere çok benziyorlar. Hatta nasıl Şafii değil de Hanefi olduklarına çok şaşırdım. Çünkü gerçekten tam Şafii olacak adamlar ya da bizim kafamızdaki Şafii düşüncesine çok uyan davranışları ve karakterleri var. Ahlâken, İslâm'dan bizden çok daha fazla nasibini almışlar. İnsanlar, yolun ortasında araçla giderken ezan okunduğu anda hemen kenara çekip namazlarını kılıyorlar ve bu orada çok normal bir şey. İnsanların birbirlerine yaklaşımında İslâm'ı çok kolay bir şekilde görebiliyorsunuz. Orada insanlarla etkileşime girdiğinizde, buranın gerçekten bir İslâm beldesi ve bu insanların da gerçekten Müslümanlar olduğunu kolayca söyleyebiliyorsunuz. Yani insanların imkânı olmasa da, kimle konuştuysak zorla yemeğe davet ediyorlar, yani yemeksiz bırakmıyorlar. "Gelin yemek yiyin" diyorlar. Allah bilir, adamın yemek konusunda acaba nasıl bir durumu var. Bu hususlarda çok dikkatliler. Misafir ağırlama konusunda, Müslüman oldukları için böyleler. Çünkü bizim ülkemizde Anadolu irfanı denir, doğulular daha misafirperverdir denir. Onun sebebi İslâm'dır aslında, etnisiteyle bir alakası yoktur. Bizi sürekli restoranlara götürüyorlar, et yiyoruz ve sürekli onlar ödüyorlar. Birinde erken çıkıp biz ödeyelim dedik. Taliban'dan mücahit abiler, silah çekmek suretiyle o parayı bize geri verdirip kendileri ödediler. Tabii şaka yoluyla silah çekiyorlar ama bayağı olay yaptılar, öyle kabul etmiyorlar. Hafif de sinirleniyorlar. Dolayısıyla, genel ahlâkî tutumları iyi bir Müslümandan göreceğiniz şekilde.
Medyada Taliban üzerinden birçok algı ve iftira döndürülüyor. Bilhassa kadınlar üzerinden sokağa çıkma yasağı, eğitimden mahrum kalma gibi yalanlar kol geziyor. Yerinde gidip görüp şahit olmuş biri olarak bu manipülasyonlara ne söylemek istersiniz? Bu algıların oluşturulma maksadı ne ve neye hizmet ediyor?
Öncelikle, bu algıyı oluşturanlar Batı’nın güdümünde olan, İslâm’dan nefret eden, Batı tarafından sömürülmeyi onur sayan kesimler... Bu algıların temel sebebi, küresel İslâm düşmanlığıdır. Çünkü İslâm ve İslâm'ın savunduğu değerler, modern dünyanın güç sahiplerinin ve devletlerinin kabul edemeyeceği, onların nemalandığı ve kazanç sağladığı tüm sistemleri ve oluşumları kaçınılmaz olarak yıkacak bir sistemdir. Dolayısıyla, bu insanların İslâm'a düşman olmaları ve bu yönde politikalar izlemeleri aslında gayet doğal. Bu yüzden Afganistan’ın ayağa kalkmasını da istemiyorlar. Bunun bir sonucu olarak, yüzyıllardır toplumlara enjekte edilmiş İslâm karşıtı pozisyonlar, felsefeler, insanların kafasında oluşturulan stereotipler, terörize etme ve düşmanlaştırma etkisini, aslında Taliban yönetimi göstermiş oldu, ortaya çıkardı. Aslında Batılı değerleri yerle bir ettiği için Taliban’a düşmanlar! Özellikle kadınlar üzerinden bu algı çok yayılıyor. Kadınların sokağa çıkmama gibi bir durumu kesinlikle yok. Kadınlar gayet tabii ki sokağa çıkabiliyor. Kabil'de sokakta birçok kadın gördük. Hatta bu kadınlar arasında son yılların modası “sunroof” yoğunluğu da vardı. Yani kadınlar burka giymek zorunda değil. Başörtüsünü tam olarak takmadıklarında da bir sorun yok. Bunlar, Batılı düşünenlere veya İslâm dışı düşünenlere yaranmak, ya da onların gözünde sevimli görünmek için söylediğim sözler değil. Sadece var olanı aktarıp ona göre değerlendirme yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Kadınların eğitimi hususunda, İslâmî eğitim almalarının önünde hiçbir engel yok. Kadınlar medreselerde mantık, fıkıh usulü, hadis usulü, tefsir ilmi gibi çeşitli İslâmî dersler okuyabiliyorlar. Eğitimden kadınların mahrum bırakılması söyleminin temel argümanı, kadınları kolayca kullanılabilecek, kolayca hâkim olunabilecek kimselere dönüştürmek üzerine kuruludur. Batılılar kadını obje olarak görüyor ve işletiyorlar. Haliyle bunu da her yerde görmek istiyorlar. İslâm ülkesi buna izin vermiyor çünkü kadına değer veriyor. Bu ülke İslâm ile yönetilen bir ülke ve İslâmî ilimlere hâkim bir kadın, öyle kolayca evirilip çevrilip yönetilebilecek biri olmayacaktır. Yani bir içtihat yapıldığında, o kadın bu içtihadın isabetli olup olmadığını, doğru olup olmadığını tahkik edebilecektir. Yahut böyle bir kadınla evlenildiğinde, İslâm kanunlarıyla idare edilen bir ülkede onu kolay kolay kandırıp manipüle edemezsiniz. Batı bundan hoşlanmıyor. Zira haklarının ne olduğunu Müslüman bir kadın olarak zaten çok iyi biliyordur. Dolayısıyla bu argümanın bir geçerliliği olduğu kanaatinde değilim.
Devlet okullarında, daha doğrusu devlet üniversitelerinde, önceki cumhuriyet yapısından kalma, devam eden bir çeşit vesayet var. Bunu Türkiye'deki Kemalist vesayet gibi tam düşünemesek de bürokraside var olan ve varlığını sürdüren bir vesayet bu. Hala cumhuriyet döneminden kalma memurlar var ve özellikle üniversiteler hala eski dönemin müfredatı ve anlayışıyla varlığını sürdürüyor. Taliban, yeni nesil genç kızların buralarda eğitim ve öğretim görmesini istemiyor. Ben de şahsen buna katılıyorum. Çünkü bir toplumda, özellikle İslâmî anlamda bir fitne çıkarılmak isteniyorsa, bunun en kolay genç nesiller ve genç kadınlar üzerinden yapılacağı kanaatindeyim. Bu insanların Batılı bir anlayışla eğitim alması, ilerleyen zamanlarda büyük bir ifsadın yayılmasına sebebiyet verecektir. Taliban da benzer görüşte ki bu hususta böyle bir karar aldılar. Ancak bu, hem dünya kamuoyunda hem de kendi içlerinde, benim anladığım kadarıyla, çeşitli muhalif seslere de sebebiyet verdiği için var olan üniversitelerin düzenini olabildiğince hızlı bir şekilde İslâmîleştirmek ve uygun hale getirmek için çabalıyorlar. Taliban'ın önde gelen pek çok alimi, bu hususa yönelik fetvaları geçtiğimiz aylarda ve dönemlerde yayınlamışlar. Dolayısıyla bu konuda eleştirilse bile, kanaatimce yakın bir zaman sonra buradaki potansiyel eleştirilebilecek noktalar bile ortada kalmayacaktır. Şahsî görüşüm ise doktorluk, öğretmenlik gibi belli başlı mesleklerin dışında özellikle devletin kademelerinde kadınların çalışmasının doğru olduğunu düşünmüyorum.
Afganistan'da birçok farklı etnik grup olmasına rağmen hepsini kuşatacak bir İslâmî nizam hır-gür olmadan işleyebiliyor. Aynısını benzer şartlara da bağlayarak Suriye'de de görebilmemiz mümkün mü? Afganistan'da bu manada Suriye'ye ışık tutma, numune-i imtisal olma mahiyeti görülebilir mi?
Afganistan ve Suriye gerçekten birbirinden çok farklı coğrafyalar ve farklı kültürlere sahipler. Afganistan'da nüfusun ezici çoğunluğu Müslüman ve yalnızca Müslüman olmakla kalmayıp aynı zamanda Hanefi Maturidi; meşrep ve mezhep olarak da aynı duruşa sahipler.
Ancak Suriye'de hem farklı mezhepler hem farklı siyasî ve ideolojik görüşler ve aynı zamanda gayrimüslim nüfusunun varlığıyla beraber, Afganistan'daki idarenin aynısının Suriye'de sağlanabilmesi çok mümkün görünmüyor. Zira Afganistan'da çok farklı siyasî ve politik eğilimler de söz konusu değil. Çünkü yıllar boyunca süren savaş ve yaşadıkları büyük travmalar netice olarak oradaki insanları bir birlikteliğe ve belirli bir siyasî, politik duruşa sürüklemiş durumda. Aynı zamanda şehirlileşme oranı Suriye'ye kıyasla çok daha düşük. Yani insanların büyük bir kısmı, bizim İslâmî anlamda daha bedevi diyeceğimiz sosyolojik yapıya ait kimseler. Dolayısıyla Taliban ve Taliban'ın Afganistan'da uygulamış olduğu İslâmî idare, nasıl politikaların ne şekilde izleneceğine dair çeşitli alanlarda kesinlikle Suriye için ışık olacaktır; fakat Taliban örgütünün benimsemiş olduğu yöntemlerin Suriye'de sürdürülebilmesi, aklî olarak da oradaki topluma uymayacağı için çok faydalı olmayacaktır.
Teşekkür ederim.
Rica ederim.
Aylık Baran Dergisi 36. Sayı, Şubat 2025