Takdim:
Âmir’le yollarımız, cezaevinden çıktığım ilk zamanlarda Trabzon’da kesişti ve kısa sürede dost olduk. Bir süre ‘gececi’ olarak beraber çalıştığımız otel resepsiyonunda sabahlara kadar Suriye ve siyasî meselelerle ilgili sohbet ederdik. Yaşadığı acıları uzun uzun anlatır, keskin zekâsı ve üstün espri anlayışıyla bunları bir şekilde mizaha tevil ederdi. Onu ne zaman böyle dinlesem hüzünle tebessüm eder; içimi bir suçluluk duygusu kaplardı.
Savaş’tan önce Suriye’deyken hali vakti yerinde, elektrik mühendisi bir baba ve Fizik öğretmeni bir annenin evladı olan Âmir, Hukuk Fakültesi’nde okuyormuş. Orada avukat olmayı beklerken, burada kendini bambaşka bir dünyada buluyor. Bazen mobilya imalatçısı, bazen resepsiyonist, bazen Türkiye’ye gelen ensesi kalın Araplara üç kuruşa tercümanlık yapıyor. Yıllarca 12 saat çalışıp asgari ücretin bilmem kaçta kaçına talim etmeye mecbur kalıyor. Fakat, gözünde eksik olmayan müthiş zekâ kıvılcımıyla beraber çehresi daima mütebessim...
Âmir, bu süre zarfında hiç pes etmedi. Çıkarıldığı her işten sonra başka iş buldu. Yakalandığı astım hastalığıyla mücadele ederken, buradayken başladığı bilim-kurgu romanını yazmaya devam etti. Burada doğan çocuklarına, buraların türkülerini öğretti.
Sonunda her zaman irtibat halinde olduğu Suriye’den beklenen haber geldi.
Telefonu her zamanki gibi gülerek açtı Âmir. Meğer eşyalarını çoktan toplamış ve kapının önünde koymuş. Sabaha karşı kalkacak olan otobüsünü bekliyormuş. Yüz yüze görüşemeden helalleşip vedalaştık.
Ertesi gün gelişmeleri medyadan takip ederken Âmir’i televizyonda gördüm. Bir Türk kanalı kendisiyle röportaj yapıyor… “Babamla 13 yıl sonra ilk defa görüşeceğim. Ona sürpriz yapacağım” deyince, muhabir hemen telefonunu istemiş: “Bu buluşmayı çekelim!” diye. Çekmişler de... Canlı yayınlanan görüntülerde bizim Âmir babasına sarılıyor, ayaklarına kapanıyor. Heyecan, hüzün ve sevinç gözyaşları …
* * *
Bu görüşmeyi internet üzerinden yaptık. Elektrik kesintileri ve altyapıdaki sıkıntılar sebebiyle irtibatımız sıklıkla kesintiye uğradı. Buna rağmen tamamlamayı başardık.
Bugün, onunkine benzer yüzbinlerce hikâye var… Şimdi, Suriye’de 13 yıl süren bir savaşın ve müslümanların kazandığı bir zaferin ardından, milyonlarca insan hem ülkelerinde hem de dünyanın dört bir yanında yeniden hayata tutunmaya çalışıyor.
Bu mülakatta onlardan sadece birinin hikâyesine yeniden şahitlik ediyoruz…
Öncelikle okuyucularımız için kendini biraz tanıtır mısın? Suriye’deki savaştan önceki hayatın nasıldı? Hangi şehirde yaşıyordun ve geçiminizi nasıl sağlıyordunuz? Eğitim durumun neydi?
Ben Âmir Alhamad. Şamlı ailenin üyesiyim. Güney Şam’ın farklı dini gruplarını barındıran mahallelerinde yaşıyorduk. Şam Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyordum ve aynı zamanda bir çağrı merkezinde çalışıyordum. Hayat biraz monoton ve oldukça sakindi, adeta fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Ne Suriye’de ne de Arap dünyasında kimse yaşananların olacağını tahmin edemezdi. Herkes büyük bir şaşkınlık içindeydi. İlk başlarda durum yeniydi ve ilk kez bir devrim yaşanıyordu. Barışçıl, sakin ve organizeydi, gençler arasında hızla yayıldı.
O dönemde yaşadığın şehirde savaşın etkileri nasıl hissediliyordu?
2011 yılında Suriye’deki iktidar karşıtı protestolar, sosyal medya koordinasyonlarıyla düzenlenen belirli mahallelerdeki küçük çaplı toplantılardan ibaretti. Bu protestolar tamamen barışçıl ve silahlı çatışmalardan uzaktı. Hatta halkın talepleri o dönemde oldukça basitti; sadece sistemde reform yapılmasını istiyorlardı. İlk haftalarda kimse "Halk rejimin düşmesini istiyor" gibi bir slogan kullanmamıştı. Ancak eski rejim, sivillerin hayatına değer vermedi ve halkın üzerine çok vahşi bir şekilde saldırdı.
Türkiye’ye gelmeye nasıl karar vermiştin? Bu süreçte hangi zorluklarla karşılaştın?
Türkiye’ye gelme kararım, Ürdün’de yaşadığım sosyal ve ekonomik zorluklara dayanıyordu. Bu zorluklar beni Türkiye’ye, oradan da Yunan adaları üzerinden Avrupa’ya geçmeyi düşünmeye itti. Ancak işler planladığım gibi gitmedi ve Türkiye’de dokuz yıldan fazla bir süre kaldım. Bu süre zarfında evlendim ve iki çocuk sahibi oldum.
Türkiye’de ilk günlerin nasıldı? Toplumdan nasıl bir tepki aldın?
Türkiye’ye ilk geldiğim günlerde, Avrupa olarak gördüğüm bu ülkeyle Orta Doğu ülkeleri (Ürdün, Lübnan veya Suudi Arabistan gibi) arasındaki büyük farklara tamamen şaşırmıştım. 12 buçuk yıl süren uzun yolculuğum boyunca geçtiğim diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye çok farklıydı.
Türkiye’ye gelirken geleceğe dair umutların nelerdi? Geriye dönüp baktığında bunların gerçekleştiğini düşünüyor musun?
Türkiye’de her şey çok farklıydı, dostum. Şehir ve insanlar, bir saat gibi dakik ve düzenli bir şekilde hareket ediyordu. Daha önce bahsettiğim ülkelerde böyle bir düzen görmemiştim. Sokak kültürü, yemekler, dil ve sosyal yaşam tamamen farklıydı. Tüm ülkeler ve halklar kendine özgü bir karakter taşır, Türkiye de öyleydi. Özellikle Trabzon gibi kendine özgü bir şehir, çok farklı bir yapıya sahipti.
Türkiye’ye yeni gelen biri olarak en büyük hedefim, sadece sakin ve sorunsuz bir hayat yaşamaktı. Hayal et dostum, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşıyordum ama bildiğim tek yollar ev ile iş arasındaki güzergâhtı. Hayat sakin, rutin ve oldukça istikrarlıydı. Bu da tam olarak aradığım şeydi. Allah’a şükürler olsun, Türkiye’de büyük hayat ve iş tecrübeleri edindim, bu da karakterimi oldukça geliştirdi.
Türkçeyi öğrenirken hangi zorluklarla karşılaştın?
Dil konusuna gelirsek, başlangıçta pek zorlanmadım. Türkiye’ye gelmeden önce Ürdün’de Türkçe dil bilgisi öğrenmiştim ve Amman’daki Yunus Emre Kültür Merkezi’nde çalışmıştım. Ancak Karadeniz bölgesindeki Türkçe, öğrendiğim dilden biraz farklıydı. Yerel ağız ve şiveler konuşmalarda sık sık kendini gösteriyordu. Bu durum bana güzel geliyordu. Türklerle bir arada olmak, Türkçe öğrenmemde bana çok yardımcı oldu, çünkü Araplarla değil, Türklerle çalışıyordum.
Türkiye’de kaldığın süreçte hangi işleri yaptın, geçimini nasıl sağladın, nerelerde ikamet ettin?
Trabzon’daki ilk işim inşaat sektöründeydi. İlk dönemler çok zordu ama işverenim iyi kalpli ve nazik biriydi. Daha sonra mobilya sektörüne, özellikle yatak odası üretimine geçtim. Ancak bu iş sağlık açısından beni yordu ve kronik astım hastalığına yakalandım. Bu nedenle işi hemen bırakmak ve yeni bir şeyler aramaya başlamak zorunda kaldım. Bu süreçte Türkçem gelişmeye başlamıştı, bu da bana tercümanlık, resepsiyonistlik, turizm şirketinde satış görevlisi, tur rehberi gibi farklı ofis işlerinde çalışma fırsatı verdi. Birçok farklı deneyim yaşadım, bazıları zordu, çünkü verilen çeviri görevleri bilgimden fazlaydı. Ancak bu zorlukların üstesinden başarıyla geldim ve Allah’a şükürler olsun, bu süreci atlattım.
Yıllar içinde simultane çeviri, satış ve grafik tasarım gibi alanlarda büyük tecrübeler kazandım. Bu da bana daha iyi koşullarda işler bulma fırsatı sundu.
Çocuklarınızın eğitimi ve sosyal hayatına dair gözlemlerin neler?
Yaklaşık iki yıl önce oğlum Yusuf, Türkçe dilinin temellerini öğrenmesi ve Türk çocuklarla kaynaşmaya başlaması için kreşe başladı. Ne yazık ki onun için süreç oldukça zordu. Dil konusunda diğer çocuklarla iletişim kuramıyordu, hatta öğretmenler bile onunla iletişim kurmak için bize sürekli mesaj atmak zorunda kalıyorlardı. Neredeyse günün tamamı mesajlarla geçiyordu.
Bir sonraki yıl işler biraz daha kolaylaştı. Yusuf hızlı bir şekilde öğrenmeye başladı ve dil becerileri gözle görülür şekilde gelişti. İletişimi çok daha iyiydi ve artık dil engeli veya buna benzer sorunlar yaşanmıyordu. Ancak devlet okuluna başladığında benzer bir sorunla karşılaştı. Sınıfındaki tek yabancı öğrenci olduğu için kendini dışlanmış hissetti. Bu durumdan hoşlanmadı, fakat onu bu durumu kabullenmeye ve zamanla her şeyin daha iyi olacağına ikna etmeye çalıştık.
Öğretmeni oldukça kibar ve anlayışlıydı, ancak onun da ilgilenmesi gereken çok fazla öğrencisi vardı. Sonuç olarak, iki veya üç ay sonra Suriye’ye dönmeye karar verdik. Eşim ve çocuklarım Şam’a geri döndüler, ben ise yaklaşık bir yıl daha Trabzon’da kaldım ve bu hafta ailemin yanına döndüm.
Bugün Suriye’de yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsun?
Şu anda kendi ülkemizde, kendi şehrimizde, ailemiz ve akrabalarımızla birlikteyiz, Allah’a şükür. Eski rejim dönemi sona erdi ve Suriye devletinin yeni bir çağı başladı. Bu dönem başta belirsiz görünebilir, ancak yeni hükümetin tüm sorunları düzenlemesi ve ülkenin altyapısını yeniden inşa etmesi için biraz zamana ya da belki uzun bir süreye ihtiyacı var.
Eski rejim ülkeyi büyük ölçüde yıkıma uğrattı. Abartmadan söyleyebilirim ki Suriye’nin dörtte üçünden fazlası acil bir şekilde yeniden inşa edilmeye ihtiyaç duyuyor. Enerji ve yakıt sektörü neredeyse tamamen çökmüş durumda. Tamamen yıkılmış mahalleler var; bunları kendi gözlerimle gördüm. Dostum, tamamen yok olmuş bir şehri hayal et. Bazı yerleri, gördüğümde tanıyamadım. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’daki manzaralar gibiydi.
Burada insanlar hala 1970’lerden kalma arabaları kullanıyor, inanabiliyor musun? Eski rejim araba vergilerini o kadar artırmıştı ki, 1975 model bir araba Suriye’de yaklaşık 10 bin dolara satılıyordu. Şimdi ise bu araçlar tamamen ulaşılabilir ve Avrupa’daki gibi uygun fiyatlarla satılıyor.
Burada, Suriye’de bugünlerde elektrik sadece günde iki saat var; bir saat sabah, bir saat öğlen. Elektrik kesildiğinde insanlar telefonlarını ve şarj edilebilir lambalarını doldurmak için koşuşturuyor. Şu an, bu görüşmeyi yaparken de durum bu şekilde.
Suriye halkı birçok alternatif çözüm buldu: Şarj edilebilir lambalar, güneş enerjisi panelleri ve eski araba aküleri gibi. Ülkede ne varsa kullanılarak çözümler üretiliyor.
Yakıt sıkıntısı nedeniyle ülkede ulaşım krizi yaşanıyor. Dostum, on kilometrelik bir mesafeyi en iyi ihtimalle iki saatte kat ediyorsun ve genelde yürüyerek gitmek zorunda kalıyorsun. Şu an, çoğu insanın bisikleti var, ancak başkent çevresindeki dağlık bölgelerde yaşayanlar için durum çok daha zor.
Esad rejiminin devrilmesi hakkında ne düşünüyorsun? Ülkenin geleceğini nasıl görüyorsun?
Genel olarak dostum, bu halk eski rejimin baskısından kurtulmak için 54 yıl bekledi. Bu yüzden yeni hükümetin durumu iyi bir şekilde kontrol altına alması için biraz zamana ihtiyacı olması çok normal. Halk genel olarak eski rejimin çöküşünden sonra çok mutlu ve herkes çok güzel bir gelecek için umutlu.
Bazıları, eski rejimi devirmek için bir komplo kurulduğunu ve müttefiklerinin (İran ve Rusya) onu bir yük olarak gördüğü için yüzüstü bıraktığını söylüyor. Ancak bu tür söylentiler, halkın yüksek moralini ve fedakârlık ruhunu azaltıyor. Son savaşlar tamamen Suriyeliler tarafından gerçekleştirildi. Direnişçiler çok organize, disiplinli ve tek bir liderlik altında hareket ediyorlardı. Planlı ve hızlı hareketlerle Halep’e girdiler, kontrolü ele aldılar ve 11 gün içinde Suriye’nin büyük bir kısmını ele geçirdiler.
Batılı ülkeler, direniş lideri Colani’nin önderliğindeki bu hareketi takdirle karşıladı ve yeni bir Suriye devletinden söz etmeye başladılar. Bu devlet, dünyaya açık ve teknokrat bir hükümete sahip olacaktı. Geçici hükümetteki bazı isimler az deneyime sahip olsa da İdlib’de oldukça iyi bir performans sergilediler.
Kamuoyuna yansıyan ve insanların akıl almaz işkenceler çektirildiği cezaevlerinde tanıdıkların var mıydı? Suriye’de iken bu cezaevleri hakkında neler biliyordun?
En zor olan şey, önceki zalim rejimin işlediği vahşetlerdi. Onlar tam anlamıyla bir yamyam çetesi gibiydiler, abartısız söylüyorum. İnsanlık tarihinde böylesine suçlar işlendiğine hiç tanık olunmadı. İspanyol Engizisyon Mahkemeleri, dünya savaşları, Japonya’nın Çin’i işgali, Vietnam Savaşı ve insanlık tarihindeki tüm katliamlar... Hiçbiri bu suçlara benzemiyor. Çocuklar kemikleri kırılarak öldürüldü, kadınlar eşlerinin ve kardeşlerinin gözleri önünde tecavüze uğradı, siyasi tutuklular birbirlerinin gözü önünde katledildi. Eski rejim tam anlamıyla vahşiydi, insanlıktan tamamen yoksun, insan olmanın çok ötesindeydi.
Benim de yakın akrabalarım eski rejimin hapishanelerinde idam edildi. Cenazeleri ailelerine teslim edilmedi; sadece ölümleri polis tarafından bildirildi.
Bölgedeki YPG/PKK unsurları hakkında ne düşünüyorsun? İleriye dönük olarak bu unsurlar ve arkalarındaki güçlerle bir hesaplaşmanın yaşanacağını düşünüyor musun?
Şu anda Suriye halkının bir kısmının karşı karşıya olduğu sorunlardan biri, Fırat'ın doğusundaki terörist çeteler. Bu çeteler, Kürt milliyetçiliğini bir maske olarak kullanarak o bölgedeki insanlara ayrılıkçı fikirler aşılamaya çalışıyor. Haseke, Rakka ve Kobani gibi şehirler Suriyelidir ve dünyaca terör örgütü olarak sınıflandırılan partilerin yönetimi altında kalmayacaklar. Bu savaştan 13 yıl boyunca yorulan bu halk için yürekten barış diliyorum.
Suriye’nin yeniden toparlanması sence nasıl olacak? Yeni yönetimi tanıyor musunuz, onlardan neler bekliyorsunuz?
Şimdi durum tamamen farklı. Şu anda yeni bir hükümet, yeni bir başkan ve yeni bir devlet var. Umarım öncekiler gibi olmazlar. Kişisel fikrim, şu an sadece yönetimdeki yetkinliklerini kanıtlamak ve otoritelerini pekiştirmek istiyorlar. Zaten herkes 13 yıldan uzun süren savaştan yorgun; herkes sakinlik ve normal bir hayat istiyor. Bu, yeni hükümet için de geçerli. Şu anda Mart ayına kadar görevde olacak geçici bir hükümet var ve ardından seçimler yapılacak. Umarım bu seçimler tüm Suriye halkı için adil ve hakkaniyetli olur.
Suriye’de yeniden bir hayat kurmak için şartlar sence nasıl olmalı, hangi konuların öncelikli olarak çözülmesi gerekiyor?
Şu anda Suriye halkının yaşadığı en önemli sorunlar elektrik, yakıt ve güvenlik sektörlerindeki eksiklikler. Eğer bu üç sorun çözülürse, Suriye'nin genel olarak yaşam ve çalışma açısından en iyi ülkelerden biri olacağını düşünüyorum. Ancak, altyapı neredeyse tamamen tahrip olmuş durumda ve birçok alanda sıfırdan yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Suriyeli göçmenler birçok alanda geniş deneyimler kazandı ve hükümet şu anda onların ülkelerine geri dönüşü için hazırlık yapıyor.
Geri dönüşten sonra Suriye’de neler yapmayı planlıyorsun? Çocukların eğitim durumu ne olacak, hangi alanda çalışacaksın?
Kişisel olarak birkaç planım var. En önemlisi, yeni hükümetin polis teşkilatına ya da Suriye Sivil Savunma Kuvvetleri'ne katılmak. Eğer bunu başaramazsam, küçük bir market ya da küçük bir kafe açmayı düşünüyorum. Şu anda ülkenin genel durumunu değerlendirme aşamasındayım. Her şey benim için yeni ve farklı. Başlangıçlar her zaman zordur, ama tarif edemeyeceğim bir şekilde umut doluyum. Ülkeme geri dönmek ve ailemle, babam ve kardeşlerimle yeniden bir araya gelmek bir hayaldi.
Son olarak, Türk halkına ve yetkili mecralara ne mesaj vermek istersin?
Son olarak, genel olarak Türk halkına bir mesaj iletmek istiyorum. Şu anda içimdeki duyguları ifade etmeye kelimeler yetmez. Türk hükümeti, Suriye savaşının başından itibaren mültecilerin yanında durdu. Türkler, savaştan ilk kaçış anlarında eşyasız gelen Suriyelilere eşsiz bir destek sundu. Suriye’den gelenlere ihtiyaç duydukları eşyaları sağlamak için araştırma yapan insanlar tanıyorum. Bu, dayanışma ve kardeşliğin örnek alınması gereken bir göstergesiydi.
Savaş yılları boyunca Türk devleti, uluslararası kuruluşlarla iş birliği içinde Suriye'nin kuzeyindeki kamplarda yaşayanlara sürekli yardımlar yaptı. Bugün bile Türk halkı, Suriye'deki gelişmelerden dolayı mutluluğunu ifade eden ilk kişiler oldu ve yeni hükümeti ve Suriye halkını desteklemeye devam edeceklerini teyit ettiler. Yerel Türk belediyeleri, Suriye'ye yardım etmeye hazır olduklarını bildirdi. Örneğin, Gaziantep Belediyesi, Emevi Camii'nin halılarını yenilemeyi teklif etti. Türk hükümeti bugün, Suriye'deki elektrik sorununu çözmeye hazır olduklarını açıkladı ve büyük Türk şirketleri, durumun istikrara kavuşmasının ardından Suriye'de yeni şubeler açmaya hazır olduklarını belirtti.
Tüm bunlar, Türk halkının gösterdiği benzersiz kardeşlik ve sevginin bir örneğiydi. Allah’tan, Suriye ve Türkiye’de istikrar ve güvenliğin sağlanmasını, başta Filistin olmak üzere dünyada mücadele eden tüm halklar için özgürlük ve barışın gerçekleşmesini diliyorum.
Teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim dostum.
Aylık Baran Dergisi 35. Sayı Ocak 2025