Fransa’da aşırı sağcı Marine Le Pen, Avrupa Birliği fonlarını kötüye kullanmaktan suçlu bulundu. 4 yıl hapis ve 5 yıl kamu görevlerinden men cezası aldı. 2027’de Fransa cumhurbaşkanlığına aday olacağını açıklamıştı. Ancak bu karar, yalnızca bir yolsuzluk davası olarak okunmuyor.
Marine Le Pen, Avrupa’da Trump çizgisinde siyaset yapan en etkili figürlerden biri. Milliyetçi, göç karşıtı, küreselleşme karşıtı söylemleriyle uzun süredir sistemin merkez aktörleri tarafından tehdit olarak görülüyor. Fransa’da her seçimde oy oranını artıran Le Pen, artık “marjinal” değil, doğrudan iktidar alternatifi konumunda.
Kararın zamanlaması dikkat çekici: Avrupa Parlamentosu seçimleri ve Fransa’daki cumhurbaşkanlığı yarışına kısa bir süre kala, Le Pen’in hukuki yollarla devre dışı bırakılması, siyasi bir mühendislik kokusu taşıyor. Paris Ceza Mahkemesi, temyiz süreci beklenmeden cezanın uygulanmasını talep ederek, hukuk ile siyasetin ne kadar iç içe geçtiğini gözler önüne serdi.
Bu olay, sadece bir yolsuzluk davası değil; aksine, Avrupa’da ve Batı dünyasında yeniden güç kazanan “Trumpçı sağ”a karşı başlatılmış bir operasyon olabilir. Trump’ın 2024’te ABD’de yeniden öne çıkması, Macaristan’da Orban’ın gücünü artırması, İtalya’da Meloni’nin yükselişi... Tüm bunlar, küresel sistemin geleneksel merkezleri açısından bir tehdit algısı olabilir.
Le Pen’in siyasi kariyerinin kesilmesi, yalnızca Fransa iç siyasetiyle ilgili değil; bu aynı zamanda Trump sonrası dönemde benzer söylemleri savunan tüm liderlere verilmiş bir “uyarı” niteliğinde.
Le Pen davası, Batı'da yükselen sistem karşıtı milliyetçi dalgaya karşı bir tür “yumuşak operasyon”un ilk adımı olabilir. Bu karar, sadece Le Pen’i değil; onun temsil ettiği siyasi hattı da hedef alıyor. Trump’a yakın, halkçı ve küreselci karşıtı hareketler, önümüzdeki dönemde benzer müdahalelere uğrayabilir.