Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, İstiklal Mahkemeleri üyesi Ali Çetinkaya’yı ölümünün 76. yılında anacak.

Kocatepe Asri Mezarlığı’nda düzenlenecek törende Çetinkaya’nın mezarına karanfil bırakılacak. Etkinlik, saat 18.30’da torunu Osman Alifeyaz Paksüt’ün katılımıyla gerçekleştirilecek söyleşiyle devam edecek.

Terör estirilen İstiklâl Mahkemeleri

  • 1920’lerde, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun çıkarıldığı dönemde kuruldu.
  • Görünürdeki amacı asker kaçaklarını cezalandırmaktı; gerçekte ise farklı düşünen herkesi hizaya çekmekti.
  • 1925’te Şeyh Said İsyanı sonrası mahkemeler tekrar devreye sokuldu.
  • Bu sefer tamamen siyasi bir silah haline gelerek, verilen idam kararları Meclis onayına bile gitmeden infaz edildi.
  • Mahkeme heyetlerinde yaşanan kavga ve silah çekmeler, adalet anlayışının ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyuyordu.

Şapka Kanunu (1925)

  • 1 Kasım 1925'te kabul edilen Şapka Kanunu ile "TBMM üyeleri ile genel, özel ve bölgesel idarelere ve bütün kuruluşlara bağlı memurlar ve Müslümanlar, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek zorundadır. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın sürdürülmesini hükümet yasaklar." hükmü getirildi.
  • Bu kanun millete zorbaca dayatıldı ve Anadolu’daki Müslümanların karşı çıkmasına yol açtı.
  • Bu karşı çıkışın sonucunda Erzurum’da 33, Rize’de 8 kişi idam edilirken, Sivas’ta 32, Maraş’ta 63 kişi mahkûm edildi.

Bahaneler üretip idam ettiler

1926’da İzmir Suikastı bahane edilerek başlatılan davada da aynı zulüm yaşandı. Henüz yürürlüğe bile girmemiş bir kanuna dayanılarak, 27 kişi idama mahkûm edildi. Suçun ispatı yoktu; mesele, rejimin muhaliflerini temizlemekti.

ABD halkının çoğu Trump'a güvenmiyor ABD halkının çoğu Trump'a güvenmiyor

İstiklal Mahkemeleri’nde İskilipli Atıf Hoca gibi yüzlerce alim “isyancı” damgası vurularak asılmıştır. Bu mahkemelerdeki adalet anlayışını özetleyen meşhur darb-ı mesel şudur: "Sanıkların idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine."

Atıf Hoca’nın idam haberi Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde şu şekilde duyurulmuştur: “İki Mürteci Asıldı! Mürteci hocalar bu sabah asıldılar! İrtica kitapları müellifi İskilipli Atıf Hoca ile Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi haklarındaki idam kararı bu sabah infaz edilmiştir.”

İstiklal Mahkemeleri’nin gezici mahkemeleri de vardı. Bu gezici mahkemeler, hakkında idam kararı bulunan yeni ölmüş kişileri mezarlarından çıkarıp asıyorlardı. Sanık bulunamayınca, bazen kardeşi yerine asılıyordu. Örneğin, İsmail Canpolat adlı bir kişi, hakkında delil olmadığını belirttiğinde, mahkeme reisi “mahkemenin kararını beğenmiyorsun ha, öyleyse idam” diyerek idam kararı vermiştir.

Bu mahkemelerin en karanlık yüzlerinden biri, kararların maddi çıkarlarla iç içe geçmiş olmasıydı. 500 altın verenin canı kurtuluyor, veremeyen darağacına gönderiliyordu. Mahkeme başkanları görevlerinden ayrıldıklarında servet sahibi olarak çıkıyorlardı.

Bir başka facia ise, mahkeme heyetlerinin çoğunun hukukla ilgisinin bile olmamasıydı. Üyelerin çoğu askerdi ve yargı süreci, tek bir hukukçunun gözetiminde yürütülüyordu. Bu sözde yargı mekanizması, emirle hareket edenlerin elinde, insan hayatını hiçe sayan bir infaz makinesine dönüşmüştü. Kararlar açıklanırken bile, bir tebessümle canlar alınıyordu.

Bugün, “İskilipli Atıf İngilizlerle anlaştı” gibi iftiralarla aksiyoner bir kahramanı kirletmeye çalışanların, bir asırlık geçmişlerinde emperyalistlerin köleliğini yaptıklarının farkında olup olmadıkları sorulmalıdır.

Baran Dergisi